Uluslararası bela paratoneri

Bir şeyin kökünü kurutmak, oradan çıkacak türlü talihsizliklerle karşı karşıya kalmak için, o şeye dokunmama bile gerek kalmadığını yeni bir tecrübeyle sabitledim. Ablam iş arkadaşlarıyla birlikte, adını vermek istemediğim ama birazdan lanetle anacağım bir tur şirketinden Paris turu alacakmış. Kardeşimle bana “Gelin birlikte gidelim.” dedi. Hesaba katmadığı önemli bir şey vardı: Biz iki kız kardeş ayrı ayrı birer bela paratoneriyken bir araya geldiğimizde güçlerimizi de birleştirmiş olmayacak mıydık? Cevap veriyorum: Olacaktık ve bal gibi de olduk. Biz yola çıkmadan belalar yola çıkmıştı bile. Vize işlemleri için hem yeni hem de eski pasaportlarımızı göndermiştik tur şirketine diğer evraklarla birlikte. Vize çıktı, yeni pasaportlarımız geldi ama eskileri ortada yoktu. Tam bayram arefesiydi. Bilgi almak için aradığımda ilgilenen kişinin izinde olduğunu, bilgi alıp dönüş sağlayacaklarını söylediler. Masa başında, uzaktan yapılan işlerin en tipik yalanı bu sanırım: “Hemen bakıp dönüş sağlayalım.” Bayram geldi, geçti, biz tura katıldık, döndük, o arada bir sürü e-mail gönderdik, iki ofislerine de defalarca telefon açtık. Dönen mönen olmadı tabii ki. Hatta daha önce defalarca kendisiyle telefonda görüşmüş olmamıza ve konunun kayıp eski pasaportlarımız olduğunu artık adı gibi bilmesine rağmen, işlemlerimizle ilgilenen alık çalışan beni arayıp “Bir şey soracağım. Vize için parmak izi vermeye acenteye gittiğinizde size eski pasaportunuzu iade etmiş olabilirler mi?” dedi. Ben de o tür bir manyağım zaten. Parmak izi vermeye gittiğimde pasaportu bana geri verdiler ama ben kaybolduğunu iddia edip sizin onu aramanızı istiyorum. Ablamla konuşan bir başka alık çalışan da ona “Zaten eski pasaport değil mi? Ne yapacaksınız?” demiş.

Neyse yolculuk bir şekilde başladı. Saçmalıklar da onunla birlikte hız kesmeden devam etti. Uçaktan indik. Tünelden çıktık, tam havalimanı girişine iki polis gelmiş. İlk defa böyle bir şey gördüm, duydum. Pasaportlara baktılar orada. Sırayla hepimiz geçtik. Kardeşimin gelmesini beklerken arkaya döndük. Pasaportuna bakan polis bunun yüzüne bakıp “O tip ne öyle meheh” der gibi yüzüne bakıp güldü. Biz kahkaha ata ata giderken ablamın iş arkadaşları gözden kaybolmuştu. “Buradan nasıl çıkacağız?” diye etrafa bakarken sarıklı marıklı, Arap olduğunu sandığım bir amca ablama güle güle yol tarif etti. Ablam ona yol sordu sanıyordum. Meğer öyle bir muhabbet olmamış hiç. Adam gönüllü olarak yardım etmiş.

İlk gün sağanak yağmurdan kaçarken ilk bulduğumuz yere yemek yemek için daldık. Rehber uyarmıştı. Kendi kafamıza göre bir masaya oturmamalıymışız. Bunu kabalık olarak görürler ve onlar da bize karşı kabalaşırlarmış. Restoranın girişinde, öğretmeninin, yaptığı yaramazlığın cezasını kesmesini bekleyen ilkokul öğrencisi gibi dikilmiştik ki garson bizi bir masaya yönlendirdi. O masaya bir şeyler getirip düzenlerken ben yerime oturmadan sandalyenin üstündeki kırmızı lekelerin ketçap olup olmadığını anlamaya çalışıyordum. İşini bitirince yanıma geldi, lekelere baktı, bana baktı “Ketçap değil.” dedi. Arkama geçti, ben yan tarafa geçtiğini düşünürken birden fısıldayarak eğilip “Kan lekesi” deyip gülmeye başladı. “Öyle daha iyi.” dedim, bir tur daha gülüp gitti. Biz bayağı kahkaha attık arkasından.

“Ressamlar Tepesi çok güzel, oraya mutlaka çıkın.” dediler. Gerçekten tepeymiş. Yokuşu da merdivenleri de çık çık bitmedi. Merdivenler bitti aslında. Tam bittiği yerde de Paul’un Atölyesi gibi bir ismi olan şu dükkan vardı. Vitrine bakarken yazı hoşuma gitti. Fotoğrafını çektim. Tam o sırada bebek arabalı bir çift geldi dükkanın önünde durdu. Adam içeri girdi, dışarı çıkınca kadına “Şurdan gidecekmişiz, şuradaymış.” diye yol tarif etti. Zavallı Paul, belki de gerçekten Google Maps’sindir ama bundan senin haberin yoktur 😀

Paul.jpg

3. gün Brugge’e gitmeye karar verdik. Aynı turdan iki ayrı araçla çıkmıştık yola. Diğer araçtaki bir kız mola verdiğimiz yerde tuvalette ablamla bizi Türkçe konuşurken duymuş. “Neyse ki burada sular sıcak akıyor.” mu ne öyle bir şeyler söyledi. Ablam da “O sorun değil de tuvalette musluk olmaması sorun asıl.” deyince kız anlamamış gibi kafasını salladı, “Musluk mu?” dedi. “Taharet musluğu?!” diye açıklık getirdik ama ikimiz de şaşkındık. “Aa hiç fark etmemişim.” dedi. Gözlerimizle anlaştık, koşarak uzaklaştık oradan ablamla.

Brugge’e vardık. Gezilip görülecek yerlerini gezdik ve gördük. Kalan zamanda rehberler serbest zaman verip salınca etrafta biraz daha dolandık. Zaten çok büyük bir yer de sayılmaz. Oturup bir şeyler içmeye karar verdik. Şirin bir yer bulduk, mekanın önünde 2-3 masada oturan 6-7 kişi vardı. Boşta bir masa vardı ama sadece iki sandalye vardı. Biz dört kişiydik. İçeride de masa olduğunu görünce girip rica edersek dışarı sandalye alabiliriz, alamazsak da biz içeride oturabiliriz diye düşündük. İçerideki çocuk hala anlam vermekte güçlük çektiğimiz şu cümleleri kurdu: “Ben de buranın çalışanıyım sadece, kusura bakmayın. Dışarı sandalye çıkaramam. İçeride de oturamazsınız. Aynı anda ya dışarıda ya içeride toplamda sekiz müşteri alabilirim sadece.” Yani boş yer var ama oturamazmışız. Birbirimize mal mal bakıp çıktık oradan.

Paris’e döndük. Eyfel Kulesi’ni eğip büken insanları falan bir müddet seyrettikten sonra etrafta gezinirken duvarlara alt alta yazılmış muhtelif Türk isimleri ve altına atılmış tarihleri görüp içimiz acıdıktan sonra otele dönüş yolunda daha ilginç bir şeyle karşılaştık. O kadar ki gözlerime inanamayıp birkaç kez geri dönüp baktım. İki adam yerde oturmuş. Metronun yer üstüne açılan mazgal mı havalandırma mı artık adı her neyse öyle dışarı sıcak hava veren demir parmaklıklarının üstüne karidesimsi bir şeyler koymuş pişiriyorlardı. Basbayağı mangal muamelesi… Adana’da sıcaklarda asfalt üstünde yumurta pişirme deneyi yapanlar geldi aklıma. Hangisi daha fantastik diye düşündüm, içinden çıkamadım.

“Hacı hacıyı Mekke’de, deli deliyi dakkada bulurmuş.” lafı benim için söylenmiş olabilir. Zamanda bir bükülme yaşanmıştır belki, ne bileyim…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s