Kırmızı ruj

Liseye giderken, her sabah aynı insanlarla otobüs beklediğim durakta, üniversiteye giderken başka insanlarla otobüs bekledim. İşe girdiğimde, aynı durağın birkaç metre aşağısında başka insanlarla bu defa servis bekledim. Hep aynı durak, çoklukla tanımadığım, düzensiz aralıklarla değişen insanlar… İşe giderkenki bekleyişlerimi öncekilerden farklı kılan, servis beklerken kitap okumamdı. Bir gün servis beklerken kitaba nasıl dalmışsam arkamdan gelen bir sesle irkildim: “Dikkat çekmek istiyorsan kırmızı ruj falan sürmen lazım. Avrupa mı sandın burayı? Sokakta, ayakta kitap okumak falan…” Döndüm, ablam 🙂 Kahkaha attık. O, otobüs beklemek üzere durağa doğru gitti. Servisim geldi, işime gittim ben de.

Aradan birkaç gün geçti diye hatırlıyorum. Bir akşam eve geldim, Facebook’ta bir mesajla karşılaştım. O zamanlar telefonda uygulama falan yoktu henüz. Hatta yanlış hatırlamıyorsam, arkadaş listenizde olmayan birinden gelen mesajlar da diğer kutusuna düşmüyordu. Öyle bir kutu yoktu. Neyse, mesaj tanımadığım birinden gelmiş, “Merhaba Terelelli, aslında yüz yüze konuşmayı düşünüyordum ama sonra yazmaya karar verdim. Seni durakta servis beklerken görüyorum sabahları. İlgimi çekiyorsun.” minvalinde, tanışmak maksatlı yazılmış bir mesajdı. Pantolon – ceket – gömlek üçlüsünü giyiyordum. Fön çektirmiyor, maşa yapmıyordum. Yüksek topuk vs. giymiyordum. Makyaj namına pek bir şey yaptığım da söylenemezdi. İlgisini ne yaparak çekmiş olabileceğime anlam verememem bir yana, “İnsan sokakta gördüğü birinin adını ve soyadını nereden ve nasıl öğrenir?” sorusu kafamı feci derecede kurcalıyordu. Buna rağmen, cevap vermedim. 1-2 gün sonra, evlerimizin de yakın olduğunu bildiren başka bir mesaj aldım aynı kişiden. Bu defa epey tedirgin olmuştum. Bilgilerin kaynağını sordum. Buna cevap vermeyip canının istediği başka şeyler yazdı. Rahatsız olduğumu belirttim. Artık işe gidip gelirken huzursuz oluyordum evle durak arasındaki mesafede.

Bir akşam dışarı çıkmıştım. Eve döndüğümde yeni bir mesajım vardı: “X yerde seni gördüm. Yanına gelecektim konuşmak için. Arkadaşın var diye rahatsız etmek istemedim.” Gün geçtikçe huzursuzluğum artıyor, her gittiğim yerden, “Bu sefer nasıl bir mesaj çıkacak?” diye, eve korkuyla dönüyordum. Mesajlar çoğalmış ve sıklaşmıştı. Ara ara rahatsız olduğumu belirten, beni nereden bulduğunu sorduğum cevaplar yazıyordum ama o bildiğini okumaya devam ediyordu.

Bu arada, Facebook’a göre bir tane ortak arkadaşımız vardı. İlkokul arkadaşımdı ve o dönem ciddi bir rahatsızlığın ağır tedavisini görüyordu. Ona böyle bir şey soramazdım ama diken üstü huzursuzluğumun daha ne kadar devam edeceği belli değildi. Sordum. Kendisinin bir alakası olmadığını söyledi. Aradan birkaç ay geçti. Bu kez, aynı okulda farklı sınıflarda okuduğumuz biri mesaj attı. Yıllardır ne görmüş, ne bir haberini almıştım. Kuzenimin sınıf arkadaşıydı, bizim merhabalaşmamız vardı sadece. “Sana söylemem gereken bir şey var Terelelli. Ben bir süre önce bir şey yaptım. Sana söylemeye fırsatım olmadı. X kişisine adını soyadını söyledim. Özür dilerim.” Sağ ol be! Şimdi mi söylüyorsun?

Olay şöyle gelişmiş. Beni durakta gözüne kestiren, tanımadığım vatandaş, sabahları az ötemde kendi işine gitmek için servis bekliyormuş. Kuzenimin sınıf arkadaşı olan arkadaş da bunun yakın arkadaşıymış. Meğer bu ona benden bahsediyormuş sürekli. Bir akşam birliktelerken beni görmüş stalker olan. “Ahanda işte bu o!” diye heyecanla gösterince, kuzenimin sınıf arkadaşı olan, benim yıllardır görmediğim, duymadığım insan “Bu muydu bulamıyorum diye dert ettiğin? O iş bende. Tanıyorum ben o kızı.” demiş. Sonra da bana haber verme lüzumu görmeden, kimlik bilgilerimi aktarmış. Evimi nereden bildiğinden hala emin değilim. Kuzenimin sınıf arkadaşına epey bozuldum tabii o ara. Masum olan ortak arkadaşımıza, sağlık durumuna rağmen, adımı – soyadımı onun mu verdiğini sormak zorunda kaldığımdan bahsettim. Birkaç kez daha özür diledi. Kapandı o konu. (Aslında tam olarak kapanmadı ama bu kısmı eklersem romana döner bu yazı. Ziyadesiyle dallı budaklı mevzular döndü.)

Aradan birkaç ay daha geçti. Stalker kişisi bir daha mesaj attı. “Servise artık o duraktan binmiyorum biliyor musun? Seni hatırlatıyordu. O yüzden, bir sonraki durağa yürüyüp daha uzak bir noktadan biniyorum.” Bu süreçte ben bambaşka sebeplerle istifa etmişim. Aylardır evde oturuyorum. Başka başka dertlerim olmuş. Onları atlatmaya çalışmışım aylarca. Sen neyin kafasını yaşadın allasen? Sanki bir de anımız varmış gibi “Orası seni hatırlatıyordu.” neydi öyle? Buna cevap verip vermediğimi hatırlamıyorum yanlışlık olmasın şimdi. 1-1,5 yıl sonra bir mesaj geldi aynı kişiden: “Sanırım seni istemeden epey rahatsız ettim. Kusura bakma lütfen. Ne yaptığımı anlayamadım. Çok söyledin ama gerçekten rahatsız ettiğimin hiç farkına varmadım. Haklıydın.” Gerilim-korku filmi tadında, değişik bir olaydı tabii. Neyse ki bu son mesaj olmuştu.

Belki de kırmızı ruj sürsem böyle şeyler gelmezdi başıma. Hı? Şöyle mesela:

kırmızı ruj.jpg

*Fotoğraf: http://www.topukluhaber.com/ruj-surerken-kacinmamiz-gereken-5-hata/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s