Ne okuyorsun?

Sıradan insanlarla pek işim olmuyor. Tercihli olarak değil de alın yazısından daha ziyade. Bir çeşit mıknatıs olmalı bir yerlerimde veya ne bileyim, gelişimi haber veren bir sensör belki... Otobüse bindim, arkadaşımla buluşmaya gidecektim. Gideceğim mesafe fazla uzun sayılmazdı ama otobüs bir türlü hareket etmeyince, "Nasılsa trafik de vardır." diye düşündüm, çantamdan kitabımı çıkarıp okumaya başladım. … Okumaya devam et Ne okuyorsun?

Ayranı yok içmeye…

Biz metroya binmek için dakikalarca bekleyip, gelen ilk metroya binemeyip, ikincisini beklemek durumda kalıp, ona da şansımız yaver giderse binelim, o vagonlarda oksijensiz solunum yapmak suretiyle hayatta kalma mücadelesi verelim, 153'ü arayıp durumu ilettiğimizde "Araçlarımız arasındaki süre, sayısal veriler ve sahada yapılan gözlemler sonucunda belirlenmektedir." gibi "Peki buna kim inanır?" dedirtecek cinsten cevaplar alalım, yetkili … Okumaya devam et Ayranı yok içmeye…

Mızıkçı mıyım, çıkıntı mı?

Hala öyle midir bilmem, bizim zamanımızda her bahar bir defa okul pikniği olurdu. Öyle mangallı falan değil tabii. Zaten ben mangal sevmem. Pikniğe gelen herkes kek, börek, salata gibi altın günü tarzı yiyecekler getirirdi. Asitli/asitsiz meyve suları alınır, tüm malzemeler plastik bardak ve tabaklarda, içerisine envaiçeşit toz-tüy doluşmak suretiyle afiyetle tüketilirdi. Yeme-içme safhasından sonra, Kodak … Okumaya devam et Mızıkçı mıyım, çıkıntı mı?

Toplu taşıma günlükleri – 3

Havalimanı metrosundayım. Dersten çıkmışım, beynim kazan gibi. Bir an önce eve varmanın hayaliyle zor dayanıyorum. Günde yedi adet toplu taşıma aracı kullandığımı bir yerlerde yazdım mı bilmiyorum. Yazmadıysam da şimdi yazdım. Günlük olağan strateji zincirimin o metro için olması gereken halkası tutmamış, ayakta yolculuk yapıyorum. Ayakta da ne kadar durabildiğim tartışılır. İnsanların sürekli duyduğu seslere … Okumaya devam et Toplu taşıma günlükleri – 3

“Semt bizim, ev kira”

Hayatta başıma ne geldiyse, bir bela paratoneri oluşumdan, bir de dilimden geldi. İlkinin direksiyonu bende değil, tamam ama ikincisinin dizginlerini elimde tutmayı neden beceremiyorum ki? Tatile diye gittiğim yerde geçireceğim bir haftanın yarısı bulutlu-yağmurlu geçince ve son günü de böyle görününce "Şansımızı neden zorluyoruz? En iyisi bugün dönelim." dedik ve biletimizi iade edip, en az … Okumaya devam et “Semt bizim, ev kira”

Toplu taşıma günlükleri – 2

Yenikapı'da havalimanı metrosu için, stratejik noktamda konuşlanmış, gözümü hedefe dikmiş bekliyorum. Karalar giyinmiş teyze yanaştı, anlamakta güçlük çektiğim bir şekilde ve komşusunun kızıymışım da her gün apartmanda karşılaşıp hal hatır soruyormuşuz gibi bir samimiyetle, havalimanı yönünden gelirken Aksaray'da inmek istediğini ama istasyonu kaçırdığı için Yenikapı'da indiğini anlattı (anlamam üç dakika kadar sürdü). Sonra da, Aksaray'a … Okumaya devam et Toplu taşıma günlükleri – 2

Lanetli saat

İki ay kadar önce bir arkadaşımla hafta sonu için Eskişehir'e gitmiştik. Kışın ortasında, Eskişehir'in dondurucu soğuğunda, yerde kar var ve altımızda araba yokken, toplu taşımayla bir yere kadar dolaşabildik. Ara ara da ısınmak için dükkanlara girip çıkıyorduk. Bir takı dükkanına girdik. Saatlerin olduğu kısımda epey oyalandık. Farklı renklerde kayışları ve hepsinin içinde dünya haritası olan … Okumaya devam et Lanetli saat