Ben giderum Batum’a

Son işimdeki ilk yılımda, aşırı izinsizlikten bayramı-seyranı, Gezelim Görelim programlarına çevirmeye ant içmişçesine tur abonesi olduğum zamanlardan biriydi. Üniversiteden arkadaşlarımla Doğu Karadeniz – Batum turuna katıldık. Alık bir tur rehberimiz var. İçimizden biri yetenek avcısıymış da, o da yeteneğini ispatlamaya çalışıyormuş gibi korkunç sesiyle mini konserler vermekle meşguldü. Geri kalan zamanlarda da yanımızda yöremizde gördüğümüz yerleri tanıtma zahmetine giriyordu.

Öyle böyle derken turun son günü, Hopa’daki otelden çıkıp bir şekilde Batum yoluna girdik. Takvimler Ramazan Bayramı derken ağustos ayında kavurucu sıcaklardaydık. Akın akın insan gidiyordu Batum’a. Üstün yetenekli tur rehberi, engin tecrübelerine dayanmaya karar verip bizi otobüsten indirdi. Sınırı yaya olarak geçersek sorun yaşamazmışız. Gürcistan’la hala nasıl olduysa bozulmayan ilişkilerimiz, bize “Vizesiz giriş yapabilirsiniz.” diyordu. Alık rehber sınıra gelmeden önce bir yerden yurt dışı çıkış harç pulu aldı. Bu arada olayların akışı açısından hayati öneme sahip bir bilgiyi vermeyi unuttum. Turdakilerin takriben %70’i, vaktiyle muhtelif ülkelere göç etmiş, biriktirdikleri paraları kaptığı gibi emekliliğin tadını çıkarmaya (!) ülkesine gelmiş, 60 yaş üstü teyzeler ve amcalar. Ben bunlara nineler ve dedeler de derim aslında. Hatta daha kötü şeyler de derim. Turun ilk günü alık rehber, kuralları açıklarken dedi ki “En öndeki koltuklara herkesin oturma şansı olmayacağı için, anlaşmazlık çıkmasın diye, her gün bir önceki gün oturduğunuz koltuğun üç sıra önüne geçmenizi isteyeceğim. O gün kimlere denk gelirse onlar önde oturmuş olacak.” İkinci veya üçüncü gün tamamen tesadüf eseri üç sıra öne kaydığımızda en öne gelmiştik ama bu teyze ve amcalar “Biz hiç önde oturmuş olmuyoruz o zaman. Öne biz oturalım.” diye ilkokul çocuğu cümleleri kurmaya başladı. Ne yaptık ne ettiysek kuralı anlamak istemediler. O kadar susmadılar ki daha fazla çekemeyeceğimiz için eski yerimize döndük. Aynı tipler “Bizim Avrupa pasaportumuz var. Bize vize de lazım değil. Pasaportumuzla giriş yapalım Gürcistan’a.” dediler. Görmemişin pasaportu olmuş… Sanki bize vize lazım! Sanki biz yokluktan kimlikle giriyoruz! Sinirlendim hatırlayınca yine.
Sarpi

Pasaport kontrol noktasına geldiğimizde alık rehber neredeydi, hiç hatırlamıyorum. Üçümüz kendi başımıza bir sıraya girdik. Uzunca bir süre sonra, kaşları çatık Gürcü polisin karşısındaydık. Kimliklerimize bakarken epey sessiz kaldığı için biz “Bu bizi ülkeye almayacak galiba.” diye kuruntu yapmaya başladık. Derken, kimliklerimizi uzatıp bize Kemal Sunal’ı sormasın mı? Sordu. Birkaç filmini saydı, “Bunları çok seviyorum.” dedi. Gülüşmeler ve teşekkürleşmelerden sonra “İyi günler” dileyip dışarı çıktık. Otobüse biner binmez alık rehberin ilk uyarısı turist almaya yeni yeni başladıkları için bize pek sıcak davranmayabilecekleri ve İngilizce bilen çok kişiye denk gelemeyeceğimiz oldu. Benzin istasyonu gibi bir yerde Liraları Lariye çevirttik ve Osmanlı döneminden kalma sur kalıntarını gittik. Yemek yemek üzere bir yerde durduğumuzda tur tecrübesi bizden fazla olan arkadaşımız turların hep anlaşmalı oldukları yere götürüp bizim üzerimizden para kazanmalarını gerekçe göstererek başka bir yerde yemeyi teklif etti. Rehbere durumu bildirip, yemek sonrası buluşma noktamızı öğrendik vr gruptan ayrıldık. Plajın hemen yanında, Pisa Kulesi benzeri restoranı gözümüze kestirmiştik gezerken. Bir saatimiz vardı. Vakit kaybetmeden oraya gittik, pizza siparişi vereceğiz. Vereceğiz de nasıl? Yaklaşık 4-5 garson gelip gitti. Aralarında Türkçe veya İngilizce bilen yoktu. Biz de Gürcüce bilmiyoruz. Pizza siparişi vermek ne kadar zor olabilirdi ki? Veremedik işte; çünkü menü de Gürcüceydi. Nihayet sipariş verdiğimizde yarım saat geçmişti bile. Pizzalar geldiğinde de yiyecek vakit kalmadığından geri gönderip paket yaptırdık. Koştura koştura otobüsü bulduk. Alık rehber “Nerede kaldınız? Sizi bırakıp gidiyorduk.” dedi. Sevgili rehber, komik miydi bu şimdi?! Botanik bahçesine gidene kadar bütün otobüs buram buram pizza koktu. Daha fazla kokmasın diye, açıp yiyemediğimiz gibi, ne bulduysak paketlerin üstüne örttük.

Nihayet botanik bahçesine gelmiştik. Yanlış hatırlamıyorsam 3 km’lik bir alana kurulmuştu. İçinde yılan gibi kıvrıla kıvrıla devam eden yolu hep yürüyecektik. Otobüs de bizi bıraktığı noktadan değil, güzergahımızın bitiş noktasındaki, daha önce görmediğimiz bir kapıdan alacaktı. Hava 30 derecenin üstündeydi ve botanik bahçesi denen yerde çiçek namına herhangi bir şey yoktu. Gezdiğimiz yer, botanik bahçesinden ziyade, üzerlerinde okuyamadığımız etiketler bulunan ağaçlardan müteşekkil, labirentimsi bir hatıra ormanıydı. Bekleneceği ve alık rehberin de uyardığı üzere, çirlef emekli tayfa bir yerden sonra pes etti. Zaten tuvalet molası da versinlermiş. Derken herkes durdu. Sonra rehber efendinin şahane planıyla 9-10 kişi yola devam ettik. Her yerde tabelalar vardı ve biz kolayca çıkışa varabilirdik. Hem emekliler tuvaletini yapıp dinlenene kadar biz yavaş yavaş çıkarsak onlar bize kesin yetişirdi. Tabii ki öyle olmadı. Evet, bir çıkış kapısı bulmuştuk ama mahrumiyet bölgesine çıkmış gibiydik. İn cin top oynuyordu. Ortada otobüs falan da yoktu. O rehber, bu sefer kesin bizi bırakıp giderdi. Kim bilir, belki de bu kayboluşu planlamıştı. Çıktığımız kapıdan geri girdik. Etrafa çaresizce bakınırken güvenlik kulübesini gördük. Kurtulmuştuk! Tamam, henüz değilse de kurtulacaktık işte. Öyle de olmadı! Güvenlik görevlisi abi Türkçe ve İngilizce’ye ek olarak vücut dilini de bilmiyordu. Epey debelendikten, umutsuzca çırpındıktan sonra, güvenlik abi elinde telsizle birileriyle bir şeyler konuşa konuşa önde, biz arkada, mucizevi bir şekilde doğru çıkışa vardık. Biz vardık da alık rehber ve grubun kalan kısmı hala ortalıkta yoktu. Çıktığımız yer panayır yeri gibiydi. Meğer, önemli bir sevlet büyüğü gelecekmiş. Bir etkinlik varmış. Tam da o gün. Biraz bekledikten sonra geri kalanlarla alık rehber de çıkageldi.

Oradan sonra bizi Batum’da şehir merkezine saldılar, “Alın size serbest zaman. Buralarda biraz takılın ama çok da uzaklaşmayın. Şu saatte şurada toplanalım.” dediler. Dağıldıktan sonra ilk işimiz gidip aç karnımızı doyurmak oldu. Kaybolduğumuz saatler dahil, geçen bütün o süreçte, yiyemediğimiz pizza yüzünden açtık. Şimdi düşününce bir kez daha üzüldüm düştüğümüz hale. Gerçi benim düştüğüm hal, bununla da sınırlı kalmadı. Dönüşte, Karadeniz’in yarısı Batum’daymış da hepsi bizimle aynı saatte dönüyormuş gibi bir kalabalık vardı sınır kapısında. Hatta daha doğru bir benzetme olacaksa, insan kaçakçılarının, can yeleği falan vermeden insanları balık istifi dizdiği botlardan birinde gibiydik. Sıranın açık havada kalan kısmını aşıp üstü ve üç yanı kapalı kısma geldiğimizde benim astım ufaktan yoklamaya başladı. İç kısma doğru ilerledikçe iyice nefes alamamaya başladım. Arkadaşlarım, tur boyunca doktor olduğunu iddia ettiği ve buna inanmadığımız için dalga geçtiğimiz adama seslendi. Adam nasıl becerdiyse o kalabalığı yarmak suretiyle yanımıza geldi ama millet “Sen nasıl bizim önümüze geçersin?” diye linç edecekti neredeyse. Sihirli sözcükler döküldü duaklarından: “Ben doktorum.” Kalabalık sustu. Nefes açıcım yanımdaydı. Hemen sıktık ama orada kaldığım sürece bir işe yaraması mümkün değildi. Görevlileri ve kalabalığı ikna edip hızlıca pasaport kontrol noktasına götürülmemi sağladı. Sağ olsun, var olsun. Doktor mu, değil mi muammasıyla hiç ilgilenmiyordum artık. Çıkışa geçince bulduğum ilk kaldırıma oturdum. Arkadaşlarımın gelmesini bekliyordum. Onlardan önce çıkan, aynı tura katılan bir çift, beni görünce hızla yanıma geldi: “Arkadaşların bizim biraz arkamızdaydı. Merak etme çıkarlar birazdan. Sen iyisin değil mi? Ne utanmıştım. Sanki yolumu kaybetmiştim de onlar da velim gelsin, beni alsın diye bekliyorlardı. Nihayet onlar da geldi. Sınır kapısından doğrudan havalimanına geçtik. İlginç bir şekilde başımıza başka bir iş gelmesi. Daha ne gelsin demeyin. Olur mu olur. Birkaç şey daha olsaydı ben hiç şaşırmazdım 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s