PTT terk

Geçtiğimiz ağustos ayının başı… Ömrümün, muhtelif okullarda paralanan brütte 23, nette 20. yılı geride kalmış. Kışın okuduğum yetmiyormuş gibi, artık yazlarımı da okulda geçiriyorum. Güneş, kıyafetlerle üst derinin hemhâl olması için fazla mesai yapıyor. Bir süre evvel çalışmak için, güneşin daha fazla mesai yaptığı bir ülkeye giden bir arkadaşım var. Defalarca birbirinden bağımsız planlar yapıp, hiçbirini uygulamaya geçirmede muvaffak olamadığım, birtakım sözler verip tutamadığım biri. Hep bir aksilik, bir olmayacak işlerin başa gelmesi durumu… Aslında bir daha düşündüm de, en baştaki, benim yamuk yapmamdan kaynaklanmıştı. Sonraki talihsizlikler, “Sen misin kendi yoluna taş koyan, al sana!” şeklinde vuku bulan bir domino etkisiyle gelmiş olabilir. Zaten ilahi adalet tecelli etti. Bedellini yıllara yaygın olarak ödüyorum. Aferin bana!

Uslanmaz bir insan olduğum için, bir akşam “Bayağıdır doğru düzgün kitap okumuyorum.”, “Ben de okumuyorum.”, “Hayır, ben daha çok okumuyorum.” diye yarışırken harika bir fikir buldum: “Ben sana kitap göndereyim?” Yaşadığı yeri elbette benden iyi bilen arkadaş, “Gönder ama bence gelmez.” dedi. Bardağın boş tarafını görme kompetanı ben, pembe gözlüklerimi takmış, “Rochester’ın bilmem neresinde yaşayan arkadaşım da aynısını demişti. Gönderdim, iki ay sürdü ama ulaştı sonunda. Hevesimi baltalama.” diyerek noktayı koydum. Ben gönderiyorsam gidecekti! Hayır, o kadar başarısızlıklarla dolu bir deneme geçmişin var bir de, neyine güveniyorsun da bu kadar emin konuşuyorsun? Bir nevi “Bu sefer olacak artık, olsun bir zahmet.” inadıydı sanırım. Ertesi gün dersim erken bitti. Tam öğle yemeği saatinde, kitap mağazaları zincirinin halkası olmayan, sık gittiğim, şubesiz kitapçımdaydım. Düşünmeye çok vaktim olmadığı için, yazarının kafasını hala çözemediğim, son okuduğum kitaplardan birini alıp kasaya gittim. “Paket yapıyor musunuz?” diye sordum. “Aa tabii, hemen yapalım.” dediler. Alelacele ödedim, poşeti aldım, aldığım yerde çakılı kaldım. Bu gerçek olamazdı. Kitabı 1996 yılında almışım da 2016’da gönderiyormuşum gibiydi. Metalik lacivert kağıt üstünde, yaldızlı, parıl parıl parlayan çizgiler… Hemen kendime gelip çıktım. Postanede yırtar, atardım ne de olsa. Kitapçının kendi poşeti yeterdi. O kitap, herhangi bir aksilik çıkmadan hemen gitmeliydi, mühim olan buydu.

Güneşin altında koştura koştura postaneye gittim. Yemek saati yeni bitmiş, anladığım kadarıyla gönderileri teslim alan asıl kişi henüz yerine gelmemişti. Orta yaşın biraz üzerinde bir amca kitabı elimden aldı. Kargo poşetini gelişigüzel ters çevirip siyah kısmı dışta kalacak şekilde kitabı içine koydu, yalapşap yapıştırdı. İki eliyle tuttuğu pakete şöyle bir baktı, paketlemesinden gayet memnun, etiket aramaya koyuldu. Ben o esnada amcayı dehşetle izliyordum. “Bunun normalde kendi etiketi var ama bulamadım. Şuna yazsan olur mu?” dedi ve yırtmak suretiyle yamuk yumuk ikiye ayırdığı arkası yapışkanlı beyaz kağıtları, çöp poşeti gibi duran pakete yapıştırdı. “Heh, buraya yaz işte.” diye de eliyle işaret etti. Herhangi bir şeyi sorgulayacak durumda değildim ama ne yaşadığıma da anlam veremiyordum. İsim ve adres bilgilerini yazdım. Sonra, makamın gerçek sahibi olduğuna inandığım bir kadın geldi. İşleme o devam etti. Üzerinde referans numarası olan bir kağıt uzattı, PTT’nin gönderi takip sayfasından paketin nerede olduğunu takip edebileceğimi söyledi. Sonraki bir buçuk ayda o sayfanın abonesi olacağımı nereden bilebilirdim ki?

ptt

Sanırım iki hafta kadar sonraydı. Paketin hareket güncellemesi yapılmıyordu. Hala okula gidip geliyordum ve postane artık yolumun üstünde zaten uğramam gereken bir durakmış gibiydi. Birkaç günde bir girip “Benim bir paket vardı. Ne oldu o?” diye soruyordum. Bu arada bunların sözüne güven olmaz düşüncesiyle derhal PTT’nin info’lu adresine e-mail göndermiştim:

“Merhaba,

Ekte takip numarası, gönderen ve alıcı isimlerinin yer aldığı gönderide XXX/İstanbul şubesinden şu şehir/şu ülkede adrese iletilmek üzere 03/08/2016 tarihinde göndermiş olduğum paket, görevliler tarafından ‘Azami 10 gün içerisinde ulaşır.’ denmesine rağmen, henüz alıcıya ulaşmadı. Gönderi takip sayfasından ekteki numarayla bakıldığında görüleceği üzere, son hareket güncellemesi 08/08/2016 tarihli olup, varış ülkesinde yerel dağıtımda olduğundan öteye bilgi sahibi olmam mümkün olmadı. Yapabileceğim işlem(ler) konusunda yardımlarınızı rica ederim.
İyi çalışmalar,

Terelelliden Hallice”

İki taraftan da iş çıkmayacağını anladığım için, bir yandan karşı ülkenin postanesinin web sitesini çözmeye koyulmuştum. Kendi kendime Fransızca öğrenmeme ramak kalmıştı. İki ülkenin sayfasında da bir tarihte takılı kalmıştı güncellemeler. Bizim taraf, bilmem ne kadar zaman sonra hala ulaşmamış olursa, reklamasyon işlemi başlatacağımızı söyledi. Okuduğum bölümle alakalı hiçbir şey yapmamıştım. Demek ki, ulaştırılamayan bir kitap için, bir ülkeyle resmi temaslarda bulunacaktım afadsafs. Yazı yazacakmışız o ülkeye. Çok heyecanlı bir şey olacağa benziyordu ama benim aradığım heyecan değildi. O kitap bir gitsindi artık! PTT, yazdıklarıma on gün kadar sonra ancak cevap veriyordu. Onların cevabı gelene kadar, ben karşı ülkenin gönderi takip sayfasındaki güncellemelerden yeni varış noktasını görebiliyordum. Anlam veremediğim bir şekilde geçmiş güncellemeleri siliyordu iki taraf da. Kitap, uzun süredir gideceği ülkede yerel dağıtımda kalmış görünüyordu. Ta ki, bir gün karşı ülkenin sayfasında iade yazısını görene kadar. Çabucak yeni bir e-mail daha gönderdim. Postanedeki kadına uğradım. Ben sorunsuz gitmesi için bu kadar debelenirken onların hiçbir şey yapamamasını zaten anlayamıyordum da bari neden iade edildiğini öğrenebilseydim… Kitap elime ulaştı. PTT’nin son cevabı şuna benzer bir şeydi:

“Merhaba,

XX/09/2016 tarihinde şu ülkeden çıkan paketiniz XX/09/2016 tarihinde elinize ulaşmıştır.”

Hadi canım! Kendime kitap göndermişim, üstelik postaneye gidip doğradan kendi adresime de değil, başka bir ülke aktarmalı olarak göndermişim, onlar da bu hizmeti başarıyla sunmuş gibi… Nutkum tutuldu. Kitap, bana herhangi bir neden sunulmaksızın iade ediliyor. Elime ulaşmasından bir hafta sonra da sanki “Benim kitabım bana ulaşmadı. Nerede kaldı?” demişim gibi “Ulaştı.” müjdesi veriliyor. Artık karşımdaki insana utancımdan ne diyeceğimi bilemiyorum. Mütemadiyen özür dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden. PTT çağrı merkezini aradım, ilk çıkana olayı özetleyip “Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?” diye saydırdım. Bir sonuca ulaşmayı beklemiyordum. Beklemediğim gibi oldu tabii. Onların hiçbir suçu yoktu. Hizmet sunan tayfası hep masum zaten. Ben bunların hatasını kabul edenine denk gelemedim henüz.

Hepsi bu kadarla kaldı sanmadınız herhalde? Yapmayın, çok rica ederim. Bu bir buçuk aylık süreçte, yani benim gönderdiğim kitap gidemezken, kitabı gönderemediğim kişinin kendisi İstanbul’a gelip gitti. Bu konuda diyeceklerim bu kadar.

*Fotoğraf: http://gonderitakip.ptt.gov.tr/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s