Cehalet mutluluktur

Hayatımı zindana çeviren helikobakter pilori ile tanışmam, olaydan 1-2 yıl kadar öncesine tekabül ediyor. Mideme saplanan ağrılar önce kramp şeklinde zuhur etmeye, daha sonra da nefesimi kesmeye başlayınca soluğu, tıp okuduğundan şüphe duyduğum gerizekalı bir doktorun yanında aldım. Pozitif çıkan tetkik sonucuna bakınca, midemde helikobakter pilori denen meretin ürediğini, ağır bir antibiyotik tedavisiyle iyileşeceğimi söyledi. Bahsettiği tedavi, toplamı günde 3000 mg eden 2 farklı antibiyotik ve 1 mide koruyucu ilaçtan oluşuyor. Günde 6 hap. Alması, yazması kadar basit olmayan 6 hap. Bütün gün midemde havai fişekler patlıyor gibiydi. Ağzımda da korkunç acı bir tat bırakıyordu. Ne yesem, ne içsem o tadı geçiremiyordum. Bu böyle 1 hafta devam etti. Peki doktor neden gerizekalı dersiniz? Çünkü bu tedavi 2 haftalık bir tedaviymiş. Bana 1 haftalık verildiği için, kuvvetle muhtemel benim bakteriler içeride ziyafet çekmiş gibi olmuş.

Ağrıların geçmemesi üzerine gittiğim bir diğer gerizekalı doktor, mide ağrılarımın psikolojik olduğuna kanaat getirdi. 2 ay kullanmam için tırt bir mide koruyucu ilaç verdi. “Bu işe yaramaz. Kullandım, biliyorum.” dedim. Oralı olmadı. 2 ay sonra yine kapısına gittiğimde “Allah Allah! Neden öyle oldu ki?” diye hayrete düştü. Neden acaba?! Sonra, çok güvendiği bilgisiyle, herhangi bir şeyi atlamamış olmak için ilaçlı tomografi çektirmeme karar verdi. Peki bu doktor neden gerizekalı? Çünkü çektiği endoskopi sırasında, tetkik edilmek üzere mide sıvımdan örnek almamış. Öyle, bir arkadaşa bakar gibi mideme bakıp çıkmış. Sonra, ilaçlı tomografi tabii. Neden olmasın? Sonuçta ben deney faresiyim. Tomografi sonucunu görünce midemi falan unuttular zaten. Muhtelif uzmanlık alanlarında bir ton doktor gezdim. O süreçte baktırmadığım, bir tek prostat kalmıştı sanırım. O da tesis yetersizliğinden…

Tomografinin sürpriziyle ortaya çıkan sağlık sorunlarım bertaraf edildikten sonra, sıra nihayet mideme gelebilmişti. Bu defa kararlıydım, işimi şansa bırakmayacaktım. Araştırmalarım sonucu bulduğum bir gastroenteroloji uzmanına elimdeki sonuçlarla gidip olanı biteni anlattım. O da üre nefes testi yaptırmaya karar verdi. Bunca yıllık hastane geçmişim var, öyle ilginç test görmedim. 1 hap yutturup üstünden belli bir süre geçtikten sonra, verdikleri minik şişenin içindeki mavi su normal su rengine dönene kadar pipetle üflememi istediler. Üfledim, üfledim, üfledim… Suyun renginde ton değişimi bile olmadı. Şişeyi veren kadına gidip durumu anlattım. Daha kuvvetli üflememi söyledi. Daha kuvvetli üfledim, daha kuvvetli üfledim, daha kuvvetli üfledim… Test bozukmuş. Bozuk testin bana denk gelmesine, buna orada çalışan kadının bile anlam verememesine ne kadar da şaşırdım! Bozuk olmadığını umduğum bir testle yeniden üfleme maceram başladı. Artık başım fırıl fırıl dönüyordu. Az daha üflemeye kalmadan bayılabilirdim. Neyse ki ben bayılmadan su şeffaflaştı.

Sonucu almaya tek gittim. Tek sayfa bir sonuç. Üzerinde bakterinin referans aralığı yazıyor: 0-500 birim. Yanda da sonuç: 20 bin bilmem kaç birim. 20.000. Yirmi bin! Altta da “Bir şeyler, bir şeyler, bir şeyler, malignite, bir şeyler, bir şeyler, bir şeyler görüldü.” yazıyor. MALİGNİTE! Bertaraf edilen başka sağlık sorunlarım yüzünden patoloji sonucunda yazılan malignite kelimesinin “kötü huylu” anlamında kullanıldığını biliyordum. Sonucu doktora göstermeye cesaretim yoktu. Ağlıyorum, aklıma neler neler geliyor. Babamı aradım. İşten çıktı geldi. Ablamı da ben mi aradım, babam mı aramış bilmiyorum. Yıllık iznini bile “İznin süresince İstanbul’dan ayrılma, gerekirse çağırabiliriz.” koşuluyla kullandıran şuursuz üstleri nasıl izin vermişse, o da çıkmış gelmiş. Devlet hastanesindeki doktorumun kapısında, sıranın kendilerine gelmesini bekleyen, yaş ortalaması 60’ın üzerinde olan hastaların tamamı (Bu tipleri tanıyanlar iyi bilir. Normal şartlarda, doktorun odasına, kendilerinden önce, soru sormak için bile girmenize izin vermezler. Sıraları öylesine kıymetlidir.) halime acıyıp “Gir kızım, vah vah gençsin de daha, üzülme iyileşirsin inşallah.” diye diye doktorun odasına yolcu ettiler beni. Babamla girdik içeri, ben hala ağlıyorum. “Saçlarım da mı dökülecek?” hesabı yapıp üzülüyorum, acı çekiyorum. Doktor sonucu aldı, kağıda baktı, yüzüme baktı: “Sen niye ağlıyorsun ki şimdi?” dedi. “Malignite yazıyor orada. Patoloji sonucumda benign yazıyordu. Malign, kötü huylu demek, biliyorum. 20.000 yazıyor hem.” dedim ama ağlamamı durduramıyorum. “Ee? Yazsın. Birazcık artmış bakterilerin. Ben şimdi sana ilaç yazacağım. Bunları kullanacaksın, geçecek.” dedi ve muhtemelen içinden “Salak yemin ederim, gerizekalı bu kız ya!” diyerek uğurladı beni. (Unutanlara video hatırlatması: https://www.youtube.com/watch?v=lJZYN1zLKJY)

Bu olaydan sonra bende hastane fobisi husule geldi. Soğuk algınlığı için bile olsa tek başıma hastaneye gidemiyorum ve en basit kan tahlilinin bile sonucuna bakmaya korkuyorum. Bir de internetten hastalık araştırma hastalığı var. Ona zaten hiç girmiyorum. Yapmayın öyle şeyler. Bırakın herkes kendi işini yapsın. Tıp alanında da uzman olmayıverin, cahil kalıverin. Nedir yani!

Not: “Ee n’olmuş yani?” diyen doktorun “yazacağım” dediği ilaçlar, önceki ilaçların iki haftalık olan versiyonuydu. En başta olması gereken tedaviydi. Midemde iki hafta daha havai fişekler patladı. Ağzımda o tatla iki hafta daha gezdim. Hiç önemli değildi. Sonuçta malignite yokmuş ya daha ne isteyebilirdim ki!

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s